Duygularımın karma-karışık olduğu şu günlerde yazamamaktan şikayetçiyim. Aslında, tüm duygu ve düşüncelerimi paylaşmak için tasarladığım blogum bomboş bir şeyler yazılmasını bekliyor. Biraz kendimi zorlayıp sık sık güncelleme yapmak istiyorum ama bazen hiç bir şey yazmak gelmiyor içimden. Düşünüyorum ama yazamıyorum. Bazen düşüncelerimi, bir takım olayları, insanları ve içinde bulunduğum durumlar hakkında yazmak geliyor içimden. Daha makalemin ilk satırlarında sıkılmaya başlıyorum. Nasıl bir blogculuk anlamış değilim aslında.. Benim blogculuğumun sadece tasarıma dayalı olduğunu düşünüyorum bazen. Bu da beni içten içe sıkıntıya sürüklüyor.
Sıkıntılarımı yenmenin sadece yazı yazarak olduğunu savunuyorum. İlk satırların sıkıntısını yendikten sonra, blog yazmanın daha bir eğlenceye dönüştüğünü anlıyorum. Yani bir nevi keyif aracı. Güzel bir serüven oluyor benim için. İnsanların yazdığınız makaleyi okuması ve o makale hakkında yorumlar yapması bir çeşit dönme dolaba benziyor. Eğlenceli oluyor açıkcası.. Bu durum psikolojikman etkiliyor insanı.. Rahatlatıyor…
Artık stres dolu hayattan uzaklaşıp, içimi bloguma dökmek istercesine sıkıyorum kendimi. Şimdi artık yazma zamanı… Düşünüpte yazamama değil, düşünerek yazma zamanı…
Genel kategorisine gönderildi
|
blog, düşünüpte yazamamak ile etiketlendi
|
Yıllar önceydi seni tanımıştım. Sarı saçlı, mavi gözlü gözlerinle tanımıştık seni hepimiz. Bizi kurtaran, bizi düşmanların çocuğu olmaktan kurtaran, baş önder, bizim geleceğimizi gören adam olarak tanımıştık… Seni hep ileri görüşlülüğünle sevdim atam. Hep bize verdiğin değerli söz ve öğütlerinle büyüdük. Bu sözleri yerine getirebildiysek ne mutlu bize atam. Ne mutlu ki sana olan minnet borcumuzu yerine getirmişizdir.
Ama şu an getiremiyoruz atam. Getirmiyorlar, getiremiyorlar… Bazı milletler senin görüşlerinle gitmek için can atarlarken biz yapamıyoruz atam. Gidemiyoruz yolundan.. Ne yaptığını bilmeden yolunda gidenler bizi uçuruma sürüklüyorlar. Senin topla, tüfekle, akılla vermediğin bu toprakları bir bir hiç zorluk çıkmadan alıyorlar. Biz nereye gidiyoruz atam..
Bugün yine senin gidişinin yıldönümüydü. Yine hüzünlüydük. Yine bir başkaydı bugün. Garip ve ağlamaklı.. Sana olan minnettarlığımızı yerine getirememe üzüntüsü.. Seni çok özlüyoruz atam. Allah bizlere senin gibi önder nasip etsin..
Genel kategorisine gönderildi
|
10 kasım, atam, atatürk ile etiketlendi
|
Susam Sokağı’nın bugün 40. yılını kutluyoruz. Çocukluk yıllarımızda izlediğimiz, hatta bizim abilerimizin bile bıkmadan izlediği Susam Sokağı’nı Google’da unutmayarak güzel logolarına dahil etmiş. Google, bugün her arama yapan kullanıcısının karşısına, “Susam Sokağı’nın 40. yılı” logosunu çıkardı.
1980 ile 1990 yılları arasında TRT’de yayınlanan Susam Sokağı’nı hepimiz hiç bıkmadan izlerdik değil mi? Sabah okula gitmeden, okuldan geldiğimizde, tatillerimizde hiç ama hiç kaçırmazdık. Bir de Susam Sokağında Edi ile Büdü’müz vardı. Google bugün onların meşhur resmini koyarak, bizlerin yine eski yıllara gitmemizi sağladı.

Susam Sokağı, bir çocuk programı olan “Sesame Street”‘in Türkçe uyarlamasıdır. O dönemde, tek kanallı televizyon yıllarında çocukların büyük ilgisini toplamış ve büyük ilgi görmüştür. Sabah ve akşam saatlerinde olmak üzere hafta içi her gün iki yayın yapmaktaydı.
Bir mahalle ortamında geçen program, gerçek ve Muppet karakterlerinden oluşmaktaydı. Eğitici, öğretici ve eğlendirici öğeleriyle okul öncesi ve erken dönem okul çocukları için sevilen ve takip edilen bir program olmakla birlikte, o yıllarda bir kült olmuş, aynı zamanda TRT klasikleri arasına girmiştir.
Google’a bu güzel logo için teşekkürler. Nice yıllara Susam Sokağı…
Google kategorisine gönderildi
|
Edi ile Büdü, susam sokağı ile etiketlendi
|
Hiç vakit kaybetmeden, bu güzel mutluluğu paylaşmak için bu makaleye yer veriyorum. Az önce en değerli asker arkadaşım P.Onb Süleyman Başekmekçi aradı. Telefonda sesini duyduğumda onu tanımamak elde değildi. 12 ayımız geçmişti beraber. Mutlu, hüzünlü ve bir o kadar da heyecanlı..
Kolay değildi tabi, tam 6 yıldır görüşememiştik. Sesini duyduğumda şaşırmıştım. Ama o kadar mutlu oldum ki, bu mutluluk anlatılmaz yaşanır!..
Süleyman’la, Van’ın Özalp İlçesinde bir taburda beraber aylarımızı geçirdik. Her deliliği yapmıştık onunla. Telefonda hatırlattı bana o günleri. Sanki o günmüş gibi hatırladım onunla yaptığımız delilikleri. Gözümün önünden gitmiyor ki Süleyman!.. Nasıl unutulur o yıllar. O anılar.. Bir daha askerlik olsa seninle ömür boyu yaparım kankam..
Hatırlıyor musun? Bir gece depoda içmiştik. Ben sarhoş olmuştum. Sonra, “torunlardan birini kaldıracağım uykusundan, tuvalet taşlarını saydıracağım.” diye tutturmuştum. Torunu kaldırmıştım da “noldu çavuşum” demişti bana. Bende aldım götürdüm tuvalet taşlarını saydırmaya. Yazık tek tek saymıştı.
Hiç unuturmuyum Süleyman seni. Ömrüm bitse birtane asker arkadaşımsın.
O günleri hatırlatıp beni mutlu ettin ya Süleyman, Allah’ta seni mutlu etsin. O günlerin hatrına bir daha görüşmek dileğim ile…
Genel kategorisine gönderildi
|
asker arkadaşı, Özalp, Süleyman, Tabur, Van ile etiketlendi
|
Bir kaç gündür mail adresimden yana bir şikayetim var. Biri veya birileri mail adresimin şifresini sıfırlamaya çalışıyor. Amacının kırmak olduğunu düşünüyorum. Ama başarıya ulaşamadığını ve ulaşamayacağınıda biliyorum. Ne istersiniz anlamıyorum. Veya ne yapmaya çalıştığınızı.. Amacınız mail ise size mail vereyim. Veya amacınız messenger kişilerini görmek ise onuda sereyim önünüze.
Yapılacak iş yok başka buldunuz benim mail adresimi. Gidin başka maillere. Benim mailimde size ait bişi yok. Yada size özel bir mail adresi açayım. Kırın, dökün naparsanız yapın. Ama benim mailime dokunmayın. O daha ufacık…
Kimler ne yapmaya çalışıyorsa, elini ayağını parmaklarını çeksin. Kırarım o parmakları beni kızdırmayın. Kalvyenizin bütün tuşlarını sökerim. Ona göre ayağınızı denk alın. İsyanlardayım ulen, çekilin ulen…
Allah hepimizi mail düşmanlarından korusun…
Genel kategorisine gönderildi
|
mail adresi, şifre ile etiketlendi
|
Yine bir bayram sabahı. Yine bir ömrün durmadan bir tören misali geçişi.. Bugün sabah dedemle telefonda görüştüğümde söylemişti bana. Bana tek kelime ile, “ömür gidiyor, oğlum” sözü yetmişti. Hayat gerçekten su gibi akıp gidiyor. Eskiyi, çocukluğumu hatırlıyorum da, bayramlarda harçlık toplardık, şeker toplardık çocukluk arkadaşlarımızla. Şimdi o işi bizim yerimize kardeşlerimiz yapıyor. Sanki dün gibi değil mi? İşte hayatın akışını gözlerinizle görün. Nasılda gelip geçiverdi. Nasılda bir anda şeker toplarken, şimdi şeker verir hale geldik..
Bayramlarda sabah erkenden sokaklara çıkardık. Önümüze büyük kim geldiyse öperdik elini. Bize para versin diye. Tam o sırada, biz para versin diye, şeker çıkardı amcanın cebinden. Sanki amca önceden hazırlık yapmış gibiydi.
Şimdi anlıyorum hayatın nasılda su gibi akıp gittiğini. Yine bir bayram günü hatırlıyorum çocukluğumu, o an ki heyecanlılığımı. Bayram sevincimi hatırlıyorum. Bir gün önceden hazırlık yapar, heyecandan geceleri uyuyamazdım. Geceden elbiselerimi hazırlar, sabaha nereleri gezeceğim diye planlar kurardım.
Şimdi öyle mi? Artık biz büyüdük, yerimizi doldurdular. Sıra sizde çocuklar. Bayramlar artık sizin. Hepinizin gözlerinden öpüyorum. Büyüklerimin ellerinden öpüyorum. Hey gidi bayramlar hey… Bayramınız mübarek olsun.
Genel kategorisine gönderildi
|
bayram, şeker ile etiketlendi
|
Bugüne ait olan tarihin uğursuz oldugundan yakınıyorum. Tarihi baştan sona okuduğumuzda ve sadece “9″ rakamlarını saydığımızda tam üç tane dokuz rakamını elde ederiz. Yani bugünkü tarihimizde 999 şeklinde üç adet dokuz var. Ben bunu uğursuz bir rakam olarak kabul ediyorum. Bugünkü felaketi şüphesiz herkez duymuştur. Boyutları ne kadar büyük bir felaketti değil mi? Bu da tam bugüne denk geldi. Uğursuz bir tarihe..
Marmara depremini hepimiz hatırlarız. Çok büyük bir felaketti. Onca insanımız vefat etti. Peki bu büyük felaketin tarihi aklınızda mı? Aranızda bu tarihi hatırlayan var mı? Evet, bu büyük felaket ise, şu anki bulunduğumuz tarihteki gibi bol dokuzluydu. Felaket, 17.08.1999 tarihinde yıktı bizi. Görüldüğü gibi deprem tarihinde de üç adet dokuz mevcut. Acaba bu bir tesadüf mü? Aslında bu sadece benim düşüncem, benim kanım. Nasıl olurda böyle bir tesadüfle karşı karşıya kalabiliriz. İnsan düşünmekten kendini alamıyor. Bu tarihler hakkında yorumlarınızı yazmanızı istiyorum. Bakalım kimler, ne düşünüyor!..
Facebook’ta, izlediğimde etkisinde kaldığım bir video için açtım satırlarımı.. Videoda; Türk dilinin, namusun, dinin, kültürün elden gitmesi demek Türkiye’nin yok olması anlamına geldiğinden bahsediyordu. Gerçi bunu herkezin bildiğinin ancak, Türk insanının farkında olmadığının kanısındayım. Bu farkı anlamamız olduğunu bir kez daha hatırlatmak isterim.
Türkler, asırlardan beri birlik ve beraberliği, kültürü, örf ve adetleri bozulmayan bir millet olarak tarihe geçmiştir. Tüm dünya milletleri bu birlikten korkar hale gelmişler. Türkler’in arasına kadar girip bölme planlarında bulunmuşlarsa da bu birlik ve beraberliğimiz onları yıldırmıştır. Şu an bile düşünecek olursan öyle bir durumla karşı karşıya değilmiyiz? İçimize kadar giren düşman kalleşce arkamızdan vurmaya çalışıyor. Bizim birliğimizi, beraberliğimizi bozmaya çalışıyorlar. Biz ki, birlik ve beraberliğimizi, dilimizi, kültürümüzü, dinimizi ne zaman kaybedersek, inanın bu savaşın galibi onlar olacaklardır. Hiç bir zaman birlik ve beraberliğimizden ödün vermiyelim. Düşmanlara yol açmayalım.
Değerli Atamız, Mustafa Kemal Atatürk’ün Şu sözleri herşeyi kanıtlamaya yettiğini düşünüyorum.
 |
Dilini kaybetmiş
bir millet, yok olmaya mahkumdur… |
Yıllar önce, ünlü kişilerin, generallerin, yazarların bu hususta söylediği sözler var. Onlarda birer düşmanımız olarak konuşmuşlar. Ve şu sözleri sarfetmişler;
 |
Türklerden nefret ediyorum! Bu yüzden Türkler gelecek kuşaklara ulaşmadan yok olmalıdır! Bunun için, en kısa yol, Türkçe unsurunu yok etmektir… (General Albert Sidney Johnston) |
 |
Bir daha, Türkler’le savaşmadan önce, Türkler’deki Din-Dil-Namus-Aile-Vatan-Millet ve birlik duygularının yok olup-olmadığını iyi kontrol edin. Yoksa, Türkler’le savaşarak yenemezsiniz. (Albay Pierre Loti) |
 |
Ben böyle bir ırk daha önce görmedim. Bir ırk, bir birine bu kadar mı bağlı olur? Beyler! Bu birlik bozulmadığı sürece, başarmayı hayal etmeyiniz.. (General John B.Gordon) |
 |
Türklerdeki olguyu gördünüz mü? Türk anaları, evlatlarının siperde ölmesi için, evlatlarının saçına kına yakıyor! Öyle günler getirmeliyiz ki, o evlatlar analarına isyan etmelidir! Türkler’deki aile birliği yok olmalıdır! (Robert Toombs) |
Türkler’in bu birlik ve beraberliğinden herkez geri adım atmış. Ben de bu sözleri yeni okudum ve çok etkilendim. Asırlar öncede büyük bir millet olmuşuz, şimdide.. Bu da bizleri gururlandırsın. Herşeyimizi koruyalım ve düşmanlara aman vermiyelim. Allah düşmanlarımızdan korusun. Bizi her daim yüceltsin…
Genel kategorisine gönderildi
|
beraberlik, birlik, dil, millet, türkçe, türkiye ile etiketlendi
|
Bu hafta sonu arkadaşlarla Pendik, Kartal arasında bir yerden tekne ile açılarak balık avına çıkmaya karar verdik. Saatlerimizin 30 Ağustos sabah saat 05:00′ i gösterdiği sıralarda cıktık. Saat 06:00 gibi tekne ile açılmaya başladık. Kıyıdan beşyüz metre kadar açılmıştık. Sabah saatlerinde biraz oldu balık. Daha sonra balığın kesilmesi ile farklı yerlere açılmaya karar verdik.
Saat sabahın 08:00′ inden sonra acayip dercede balık oldu. Çünkü teknemizin etrafında bir sürü Yunus balığı geziniyordu. O anda Yunusların yarışını, atlayışlarını görmenizi isterdim.
Öğlen saatlerine kadar orada kaldık. Ben yaklaşık bir buçuk kilo gibi mezgit yakaladım. Diğer arkadaşların ise toplam 4 kilo balıları vardı. Lakin deniz iyi balık verdiğine eminim.
Bu haftayıda böyle bir zevk ile bitirmiş olduk. Umarım daha güzel bir günde yine bu zevki yaşarız. Bu arada akşamki kızarmış mezgitlerde müthiş gitti. Darısı balık avcısı arkadaşlarımın başına…
30 Ağustos balık macerası etkinlik resimleri:

Genel kategorisine gönderildi
|
balık, balık macerası, hafta sonu, mezgit, tekne ile etiketlendi
|